Ona derler 'Nefesli Ali'!

"Ben en çok klarnet severim, ustam da klarnetçiydi. Camiada herkesi tanımam, ama herkes beni tanır. 'Nefesli Ali' derler. Bu işi sevmeden ancak hapishanedekiler yapar, korkunç sabır isteyen bir şey. Ama hurda haline gelmiş bir saksofon 15 gün sonra şıkır şıkır çıkınca onun zevki başka. Sahibi tanımıyor kendi enstrümanını."

Ali Turhan Topçuer, 28 yıldır nefesli çalgı bakım ve onarımı yapıyor. Kendisi çalmıyor da klarnetin, obuanın, flütün sesinden reçete yazıp ameliyata giriyor.


Cheap Polo Ralph Lauren

Bu işi yapan iki kişi var. Tabii her emekli bando astsubayı 'Ben yapıyorum' der, ama bir tornavida, bir penseyle olacak iş değil. Eskiden Ankara'da Hacettepe'de nefesli çalgılar için bakım onarımcı yetiştiren bir bölüm varmış, ama hocasızlıktan kapanmış. Şu anda ihtiyacı olanın yüzde 90'ı bizi bulur. Geri kalan da bandoculara...

Adana'da inşaat mühendisliği okurken son sınıfta bıraktım. Sanat okulu, torna tesviye mezunuyum, mekanikerdim yani. İnşaat işi yürümedi, köpek zorla ava gitmez ki... Fransa'da bir kurs görüp de bu işi getiren bir abimiz vardı, 10 sene onunla çalıştım. 1975'ten falan bahsediyorum. Bende müzisyenlik yok, hepsine mekanik olarak bakıyorum. Fabrikası oraya deliğini deldiyse, o ses çıkacaktır. Deliği sağa sola alma şansımız yok. Keman gibi düşünmeyin yani, akort değil.

Otomobilin ne arızası çıkar? Fren balatası biter. Bunlarda da tamponlar vardır, zamanla eskir. Aralarda yaylar var mesela. Onlar kırılır, tansiyonu düşer. Mekanik yağı eksilir, tutukluk yapar. Ya da pedleri, aralarda mantarlar, keçeler var, onlar eskir. Gümüş kaplamalı çalgıların temizlenmesi lazım. Arada hiçbir şey olmasa da mekaniğinin yağlanması lazım. Ağacının içi temizlenmeli. Ayrıca deliklerde doğal olarak parmak kiri birikir, onlar temizlenir. Zaten sahibi ne anlatırsa anlatsın, gelince enstrüman, derdini kendi söyler 'Bana şunu yaptılar' diye. Sahibinin anlattığı hikâyedir.

En çok arıza çıkaran alet diye bir şey yok. Türk müziği çalgıları var, bir de opera senfoninin Batı müziği çalgıları. Ama mesela obua çok komplike bir çalgı, çok ince ve kalabalık bir mekaniği var.

Ucuz olduğundan Meksika'dan, Kuveyt'ten gelen enstrüman var bana. Burada 100 avro olan, oralarda en az 400 avro. Tabii Çin malı çalgıları konuşmuyoruz bile. İthal edende kabahat. Bir tanesine sordum, "Kötü klarnetleri Anadolu'ya satıyoruz" dedi. İyi, yani Anadolu'dakiler insan değil!

Ses kontrol etmek için hepsini üflerim, çalmaya vaktim de yok zaten. Ama dinlerken hemen ayırırım, bunun tamiri gelmiş diye. 28 sene oldu, kulaklarım artık daha iyi. Merak ya, bir şeyle ilgilenirseniz, öğrenirsiniz. Çıraklık 10 sene sürer deyince, 'Kaportacıya versem üç senede kalfa olur' diye kimse çocuğunu da vermiyor. Biz kabiliyetsiz gibi duruyoruz o zaman. Halbuki bunun klarneti, obuası, fagotu, saksofonu, flütü var. Bir usta hem Mercedes tamir edecek, hem kamyon, hem tır, hem motosiklet. Böyle adam olur mu? Yalnız klarnete baksa iki üç senede öğrenir. Bir sürü de marka var.

Ben en çok klarnet severim, ustam da klarnetçiydi. Camiada herkesi tanımam, ama herkes beni tanır. 'Nefesli Ali' derler. Bu işi sevmeden ancak hapishanedekiler yapar, korkunç sabır isteyen bir şey. Ama hurda haline gelmiş bir saksofon 15 gün sonra şıkır şıkır çıkınca onun zevki başka. Sahibi tanımıyor kendi enstrümanını.

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de bir atölyem var, orada da çalışıyorum. Bu iş dışında kafamı taktığım bir de balıkçılık var. İtalya'ya gittim balık tutmaya; kılıç, ton, köpekbalığı tuttum. Rizeliyim, Rize'ye hamsiye gidiyorum. Bu atölye var, evim yakın, okul da öyle. Buralardan çıktığımda havaalanına gidiyorum zaten, Taksim'e bile çıktığım yok.

Pınar Öğünç - Radikal